Yürekli Yazarlardan Seçmeler

ANASAYFA
Girdigi Muharabeler
iSTiKLAL MARSI
Galeri
Atatürk
Atatürkçülük ve Kemalizm
10.YIL NUTKU
Gençlige Hitabesi
Asker Atatürk
DEVLET ADAMI OLARAK ATATÜRK
T.C. Siyasi Tarihi
Seçmeler-1
Seçmeler-2
Atatürk Vecizeleri
Memleketimden insan Manzaralari
Hazirlayan/letisim

Daha fazla okumak için buraya bakin.

Uğur Mumcu'dan

UNUTTURULAN ATATÜRK...

               Atatürkçülük ne demektir?

               Atatürkçülük, kısaca ulusal bağımsızlık ve ulusal onur demektir. Atatürkçülük, özetle antiemperyalist bir kurtuluş savaşını başlatan ve sürdüren bir eylem ve öğretidir.

               - Amacımız , ulusal sınırlarımız içinde toprak bütünlüğümüzü ve ulusal tam bağımsızlığımızı sağlamaktır. Buna engel olmak üzere karşımıza çıkacak kuvvet, kim ve ne olursa olsun hiç duraksamadan çarpışırız ve başarı kazanırız. Bu konuda karar ve inancımız kesindir.

               Atatürkçülüğü, "tam bağımsızlık" inancından ayırmanın ve çok yönlü uluslararası ipotekleri "Atatürkçülük" adına savunmanın hiç olanağı yoktur. Kurtuluş Savaşı'nın başlarında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bütün programlarına dayanağı, şu iki temeldir: Tam bağımsızlık, kayıtsız koşulsuz ulusal egemenlik!..

               - Tam bağımsızlık demek, elbette, siyaset, maliye, iktisat, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve özgürlük demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulusun ve ülkenin gerçek anlamı ile bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir. Biz, bunu sağlamadan ve elde etmeden başarıya ve esenliğe erişeceğimiz kanısında değiliz...

               İşte Atatürk budur, işet "Atatürkçülük" budur...

               Kurtuluş Savaşı, kökeninde "antiemperyalist" ve "antikapitalist" düşüncelerin kutsal harcını taşır:

               - Biz bu hakkımızı saklı tutmak, bağımsızlığımızı emin bulundurmak için genel kurulumuzca, ulusal kurulumuzca bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı kavga vermeyi uygun gören bir yolu izleyen insanlarız.

               Bu sözleri söyleyen ve her adımında ulusal bağımsızlığı, devrimci ve ilerici bir dünya görüşü ile sağlayıp pekiştiren Atatürk'ü bugün içine itildiğimiz ekonomik tutsaklığın temeli ve adı gibi görmek, Atatürk'e ve Atatürkçülüğe karşı yapılabilecek en ağır ve de en sinsi saldırıdır.

               Atatürkçülük bağımsızlık demektir, Atatürkçülük ulusal onur demektir, Atatürkçülük devrimcilik demektir. Kurtuluş Savaşımızın ve ulusal devrimlerimizin önderi Mustafa Kemal, bugünkü emperyalist ilişkileri daha o günden görmekteydi:

               - Karşılıklı güvenlik ve esenlik, bütün dünya uluslarının üzerinde titremesi gereken bir mutluluk ilkesidir. Ancak bu ilke bütün uluslar için gerçekleşmedikçe, genel bir barışma sağlamaktan çok, sömürülmek istenen birtakım uluslara karşı, bir takım güçlü ulusların yeni davranış ve ayrıcalıklar kazanmasını sağlamak niteliğinde görülse yeridir. Hele uluslararası silah alışverişinin, birtakım ulusların denetimi altında tutulmasını sağlayacak önlemlerin alınması bu kuşkuyu artırmaktadır...

               Unutturulan, unutturulmak istenen Atatürk ve Atatürkçülük budur! Televizyon ekranlarında Türk halkına tanıtılmayan, anımsatılmayan sözler de işte bu sözlerdir:

               - Biz Batı emperyalistlerine karşı yalnız kurtuluş ve bağımsızlığımızı korumakla yetinmiyoruz. Aynı zamanda Batı emperyalistlerin güçleri ve bilinen her aracı ile Türk ulusunu emperyalizme araç yapmak istemelerine engel oluyoruz. Böylece bütün insanlığa hizmet ettiğimiz kanısındayız...

               "Ezilen uluslar bir gün ezen ulusları yok edeceklerdir" diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, yeniden ezilen ulusların, Asya ve Afrika halklarının bayrağı yapmak, biz Atatürkçülerin, biz devrimcilerin namus borçlarıdır.

               - Bütün dünya bilsin ki benim için tek yanlılık vardır. Cumhuriyet yanlılığı, düşünsel ve sosyal devrim yanlılığı...

               Atatürk'ün bütün dünyaya duyurduğu bu ilerici ve devrimci düşünceleri ne yazık ki, ülkeyi Atatürk'ten sonra yöneten, yönettiğini sanan politikacılar eliyle hançerlendi ve Atatürk, gerçek nitelikleri ile değil, beylik anma törenlerinin donmuş kalıpları olarak tanıtılmak ve benzetilmek istendi.

               Atatürk'ü hiç olmazsa bu yıl, gerçek nitelikleri ile tanıtabilirsek, geçmiş dönemlerin ihanetleri bir ölçüde unutulmuş olur. Kurtuluş Savaşı'nın yüce önderini "Atatürk Yılı"nda inançla selamlıyoruz:

               Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa...


 


19 MAYIS...

               19 Mayıs, Mustafa Kemal Paşa'nın ulusal kurtuluş kavgasını örgütlemek amacıyla Anadolu'ya ayak bastığı gündür.

               Bu tarihten sonra örgütlü halk gücü, Erzurum ve Sişvas Kongreleri ile kutsal amaç çerçevesinde toplanmış, 23 Nisan 1920'de kendi meclisini kurmuş; Kurtuluş Savaşı'nın yiğit ordusu ile bütünleşerek emperyalist orduları kesin yenilgiye uğratmıştır. Mustafa Kemal ve arkadaşları daha sonra bu yiğit orduya ve örgütlü halk gücüne dayanarak teokratikmonarşi yerine, halkın kendi kendini yönetmesi ilkesine bağlı cumhuriyeti kurmuştur.

               Bugün kendilerine "Atatürkçü" diyenlerin bu görkemli tarih sayfalarına bakıp utanmaları gerekir.

               Bu görkemli tarih sayfalarını örgütlü halk gücü ve yiğit ordu ile beraber çevirenlere "devrimci" derler. Mustafa Kemal ve arkadaşları "ulusal kurtuluş devrmiciliği" adını verebileceğimiz ulusal ve demokratik devrimin yüce önderleridir.

               Geçmişe bakarken birbiriyle çelişir gibi görünen iki tarih anlayışından kaçınmak gerekir. Birincisi "resmi tarih görüşü" -dür. Bu tarih görüşü, geçmişi bugünkü iktidarların siyasal ve ideolojik yapısına göre biçimlendirmeye çalışır. Bu yolla Atatürkçülük adına yapay bir ideoloji türetir. Bu yapay ideolojiye üstelik resmi nitelik de verilmek istenir. Bu tarih anlayışı, bu ulusal kurtuluş devrimcisini ancak törenlerde anımsanan bir "heykel" haline dönüştürür.

               İktidarların ideolojik görüşlerine göre biçimlenen tarih anlayışı, totaliter rejimlere özgüdür.

               Bu anlayışa karşı çıkan bir başka tarih görüşü de resmi tarihi yalanlamak amacıyla başka yapay tarih yaratır. Geçmişi, yaşandığı gibi değil, bugün görülmek istendiği gibi yorumlamaya çalışır. Yakın tarihimizden örnek verirsek, örneğin Marksist ideoloji ile uzaktan ve yakından hiçbir ilgisi olmayan Çerkes Etem'i bir "halk kahramanı" olarak görmeye çalışır, Etem'in emperyalist ordularına sığındığını görmezlikten gelip, "hainden kahraman yaratmaya" çalışır.

               Ne o, ne öbürü... Tarih ancak araştırılarak ve nesnel belgelere dayanılarak yorumlanır.

               Ulusal Kurtuluş Savaşı tarihi, kutsal kavganın "tam bağımsızlık" anlayışı ile ve inancı ile yola koyulduğunu anlatır. Bu bağımsızlık iki yönlüdür. Bağımsızlığın birinci yönü "kapitalist emperyalizm"e karşıdır. Sovyetler Birliği'ne karşı da bağımsızlık korunur. Ankara Hükümeti, Sovyetler'den silah ve para yardımı alır, ancak bu yardım "ideolojik bağımsızlığı" da zedelemez.

               İlk meclisin bugün yayımlanan gizli tutanakları Mustafa Kemal Paşa'nın komünizm konusuna nasıl baktığını da göstermektedir; okuyalım:

               "- Efendiler, iki türlü önlem olabilirdi. Birsi; doğrudan doğruya, komünizm diyenin kafasını kırmak; diğeri Rusya'dan gelen her adamı derhal, denizden gelmiş ise vapurdan çıkarmamak, karadan gelmiş ise sınırın dışına çıkarmak gibi zora dayalı, şiddetli, kırıcı önlemler almak... Bu önlemleri almakta iki noktada yarar görülmemiştir. Birincisi, iyi siyasal ilişkiler kurmayı gerekli saydığımız Rusya Cumhuriyeti tümüyle komünisttir. Eğer böyle zora dayalı önlemler alırsak, o halde, kayıtsız - koşulsuz Ruslarla ilişki kurmamak gerekir. Oysa biz birçok siyasal nedenle Ruslarla ilişki kurmak istedik, istiyoruz ve isteyeceğiz. O halde başvuracağımız önlemlerde dostluğunu istediğimiz bir millet, bir hükümetin ilkelerini aşağılamak zorundayız. (...) Bilindiği gibi düşünce akımlarına karşı düşünceye dayanmaksızın karşı çıkmak, o akımı yok etmekten başka, herhangi bir insanla konuşulduğu zaman onun herhangi bir düşüncesini kuvvet zoru ile reddederseniz, o ısrar eder. Israr ettikçe kendi kendini aldatmakta dah açok ileri gidebilir. Bu nedenle düşünce akımları cebir, şiddet ve kuvvetle reddedilmez. Tersine, güçlendirir. Buna karşı en etkili çare gelen düşün akımına karşı düşünceye düşünce ile karşılık vermektir... (TBMM Gizli Celse Zabıtları, Cilt I, S: 334)

               Atatürk komünizme karşıdır. Bunda hiç şüphe yok. Ancak Atatürk'ün komünizme karşı takındığı tavrın, bugünün siyasal anlayışı ile hiçbir ilgisi yoktur.

               Atatürk, her konuya "bağımsızlık" tutkusu ile bakmıştır. Bugün Türkiye, ne yönden bakarsanız bakın; ne acı ve ne yazıktır ki, bu bağımsızlık bilincinin çok uzağındadır.

               19 Mayıs, İstanbul hükümetine karşı isyan bayrağı açan Mustafa Kemal Paşa'nın örgütlü halk gücü ile bütünleşmek için attığı ilk adımın kutsal tarhidir.

               Hepinize kutlu olsun...